Küçükgüneş Şeyma yatağında hazımsızlık ve doyumsuzluk hisleri içerisinde doğruldu. Rahatsızlıkları tekerrür ediyor olamazdı. Gerçi ne zaman son bulmuşlardı ki?? Şimdi ne yapmalıydı?? Bir süre oturduğu yerde sakince düşündü ve olabildiğince planlı davranmaya karar verdi..
Hazımsızlıktan ötürü ne yediklerini dışa vurabiliyordu, ne de yaşadığı doyumsuzluğu tabuları ve toplumsal normları yıkmadan haykırabilmesinin bir yolu vardı. İkisinden biri duyulsaydı ne yapardı?? Bu ihtimali düşünmek bile kanının çekilmesine neden oluyordu, bu resmen aforoz demekti.
Ama çözümü bulmuştu. Bir karalama kampanyası, onu bu çıkmazdan kurtarmanın tek yoluydu. Bu garip duygu silsilesi içinde Küçükgüneş hemen bilgisayarının başına geçip sinsice planlarını uyugulamaya koyuldu.
Çamur at izi kalsındı. Uzun uzun düşünen Şeyda'nın ay pardon Şeyma'nın aklına birden adeta sihirli bir kelime geldi; sucuk... Nasıl da yersiz cinsel göndermelere mahal verebilirdi, nasıl da dikkat dağıtıcıydı, Tanrım aradığını bulmuştu! Hem işin aslını kim bilecekti ki... Böylece herkes kendini sucuğun gizem ve heyecan dolu dünyasına kaptırdığı için, Mart ayındaki kediler misali inim inim inleyen Şeyma'nın derdi nedir acaba sorusu akıllara gelmeyecekti. Bütün dikkatler Suret ve Selim isimli iki günahsız genç kıza yönelmişken, Sinsiii Şeyma da bir köşede gene sinsice yaşadığı doyumsuzluğu giderebilir hatta ve hatta hazımsızlığının tek çözümü olan, Suret adlı arkadaşının evindeki sihirli tuvalete bile kimselere belli etmeden sızabilirdi. Ah bu Şeyma yok muydu, asıllı sinsiydi doğrusu...
Hayat şimdi Küçükgüneş Şeyma'ya güzeldi. Ona göre sinsiler hep kazanıyordu, iyiler ise piyazlar tarafından taşınmaya mahkumdu. Haince planları yolunda ilerleyen Şeyma artık ne Suret'i ne de Selim'i hatırlar olmuştu. Onlardan türlü yalanlarla kaçıp, annem masal anlatacak, beni ayağında sallayacak gibi bahanelerin ardına saklanıyordu. Fakat bilmediği, bu hikayede, iyilerin, asılsız ithamlarla karalansalar bile, her zaman kazanacağıydı!!
Bu satırları okuyan Şeyma'yı tedirgin bir bekleyiş sardı. Ah neden ama nedeeğndi.. Suçu ne idii..
Ben söyleyeyim; Küçükgüneş Şeyma'nın suçu adi olmaktı, bu sadece başlangıçtı ve gününü görecekti!!!
S en ki yediğini 10 günde hazmedemezsin;
S anar mısın ikeada gönül eyleyeceksin?
C ezanı çekip her gün, af dileyesin!
Saturday, November 22, 2008
la fontaine sensin, ceylağnım da sana gelsin
by
Butterscotch
at
4:39 AM
1 comments
Friday, November 21, 2008
fabl 3
Patlıcan soğuk bir kış gününü daha evinde bilgisayar başında geçirmeye karar vermişti. Perdesini açmaya kalkışan annesine terslenmiş, sabahlığının cebindeki tuvalet kağıdı rulosundan biraz koparıp hunharca sümkürmüştü. Canı sucuk istiyordu; zaten bu hastalık yüzünden sucuğun kokusunu yeterince alamıyordu da..Sabahı garip rüyalarla başlamıştı.. Önce en iyi arkadaşı Baston'la kendini Almanya'da kaybolmuşken görmüş ardından da, r & b de güzel bir karşılaşma yaşamıştı rüyasında..
Patlıcan bunları yaşarken, tamamen farklı bir şehirde, ondan çok uzaklardaki Selim de açlığın pençesindeydi. Acaba kendine çiğdem mi almalıydı? Yoksa kendini klorakla mı öldürmeliydi? Belki de evinin tek ihyiyacı İkea'ydı!
"Evet, evet..",diye kendi kendine mırıldandı Küçük Selim..Önce karnını doyurmak için buzdolabına saldırdı, ardından o da kendini bilgisayar ekranının karşısında buluverdi. İşte tam da orada duruyordu, orada sanki onu bekliyor, onu çağırıyordu..Kokan Kuzun!
Kokan da sürekli Selim'i düşünüyordu. Sürekli profilini gözleyenlere bakıp iç geçiriyor, neden beni görmüyor ki diye için için yanıyordu adeta..Oysa ki onu hiç unutamamıştı o küçük furby..
Selim ile Patlıcan birbirlerini uzun yıllardır tanıyorlardı. Selim ile Patlıcan beraber büyümüş, her yazı beraber geçirmiş, aşkın şarağbından içmiş, feleğin çemberinden geçmişler idi. Selim Patlıcan'ın hırsızlıklarını örtbas etmiş, Patlıcan da Selim'in duş prensine olan aşkını hep bir sır olarak saklamıştı. Tabi bu aşka yapılan büyük ihaneti de...Selim çok sarhoş olduğu bir gece Kokan'ın kendisine şenoldan çift kaşarlı tost ısmarlamasına izin vermiş ve bu sırra Patlıcan'ı da ortak etmişti..
İşte böyle keyifsiz bir sabahta birbirlerini msn'de buldu bu iki arkadaş..Selim anlattı herşeyi ve Patlıcan da dinledi..Patlıcan bu gibi durumlarda hep güzel şeyler düşünür kendini mutlu ederdi. Bunu bilen Selim de ondan bir akıl istedi...Acaba Kokan'la bir gelecek düşünülebilir miydi?İhtiyacı olan şey bu muydu? Patlıcan düşünmek için biraz zaman istedi bu arada tuvalet kağıdı rulosu bitmiş sümkürecek yer bulamamanın getirdiği panikle en sevdiği ikea duvar kağıdına silmişti sümüklerini...Bu üzüntüsünü giderebilmek için yine güzel şeyler düşündü sonra anladı ki hayatının anlamı o ve yine bu duvar kağıdının bu hale gelmesinin sebebi olan Selim'e verilecek en güzel cevap da o...İKEA!!!
Sonra döndü ve ekrana şunları yazarken buldu kendini:
-Selim Sana Ceza!
otur ve 20 kere ikea yaz duvarına ...
by
karpuz
at
6:27 AM
0
comments