Saturday, November 22, 2008

la fontaine sensin, ceylağnım da sana gelsin

Küçükgüneş Şeyma yatağında hazımsızlık ve doyumsuzluk hisleri içerisinde doğruldu. Rahatsızlıkları tekerrür ediyor olamazdı. Gerçi ne zaman son bulmuşlardı ki?? Şimdi ne yapmalıydı?? Bir süre oturduğu yerde sakince düşündü ve olabildiğince planlı davranmaya karar verdi..
Hazımsızlıktan ötürü ne yediklerini dışa vurabiliyordu, ne de yaşadığı doyumsuzluğu tabuları ve toplumsal normları yıkmadan haykırabilmesinin bir yolu vardı. İkisinden biri duyulsaydı ne yapardı?? Bu ihtimali düşünmek bile kanının çekilmesine neden oluyordu, bu resmen aforoz demekti.
Ama çözümü bulmuştu. Bir karalama kampanyası, onu bu çıkmazdan kurtarmanın tek yoluydu. Bu garip duygu silsilesi içinde Küçükgüneş hemen bilgisayarının başına geçip sinsice planlarını uyugulamaya koyuldu.
Çamur at izi kalsındı. Uzun uzun düşünen Şeyda'nın ay pardon Şeyma'nın aklına birden adeta sihirli bir kelime geldi; sucuk... Nasıl da yersiz cinsel göndermelere mahal verebilirdi, nasıl da dikkat dağıtıcıydı, Tanrım aradığını bulmuştu! Hem işin aslını kim bilecekti ki... Böylece herkes kendini sucuğun gizem ve heyecan dolu dünyasına kaptırdığı için, Mart ayındaki kediler misali inim inim inleyen Şeyma'nın derdi nedir acaba sorusu akıllara gelmeyecekti. Bütün dikkatler Suret ve Selim isimli iki günahsız genç kıza yönelmişken, Sinsiii Şeyma da bir köşede gene sinsice yaşadığı doyumsuzluğu giderebilir hatta ve hatta hazımsızlığının tek çözümü olan, Suret adlı arkadaşının evindeki sihirli tuvalete bile kimselere belli etmeden sızabilirdi. Ah bu Şeyma yok muydu, asıllı sinsiydi doğrusu...
Hayat şimdi Küçükgüneş Şeyma'ya güzeldi. Ona göre sinsiler hep kazanıyordu, iyiler ise piyazlar tarafından taşınmaya mahkumdu. Haince planları yolunda ilerleyen Şeyma artık ne Suret'i ne de Selim'i hatırlar olmuştu. Onlardan türlü yalanlarla kaçıp, annem masal anlatacak, beni ayağında sallayacak gibi bahanelerin ardına saklanıyordu. Fakat bilmediği, bu hikayede, iyilerin, asılsız ithamlarla karalansalar bile, her zaman kazanacağıydı!!
Bu satırları okuyan Şeyma'yı tedirgin bir bekleyiş sardı. Ah neden ama nedeeğndi.. Suçu ne idii..
Ben söyleyeyim; Küçükgüneş Şeyma'nın suçu adi olmaktı, bu sadece başlangıçtı ve gününü görecekti!!!

S en ki yediğini 10 günde hazmedemezsin;
S anar mısın ikeada gönül eyleyeceksin?
C ezanı çekip her gün, af dileyesin!

1 comment:

Anonymous said...

merhaba

Kitap okuyor musun?
Amerika da Afrika kökenli KÖLELERİN okuma yazma öğrenmeye cesaret ettiklerinde nasıl acımasızca cezalandırılıyorlardı.
Komünist manifesto
Karl marx : ücret, emek ve sermaye
(not: internette Marksist archive’de Türkçe bölümünden bulunabilir)

Ermeni katliamlarının nedeni
Türk devletinin yaratılması ve mülkün Türkleştirilmesi.

Aydın- entelektüel olmak
Ezilen-sömürülenlerin bilinçlerini zehirleyerek afyon alma görevlerini yerine getirerek olur. Kendilerini egemen sınıflara ve iktidar sahiplerine hergün yeniden ispatlamak, işlevlerini her gün yeniden üretmek zorundadırlar.

Eski kelime köylü
Köylü ihtiyacı olan unu-ekmeği, sütü-yoğurdu, yağı-peyniri, yumurtayı, sebzeyi ve meyveyi velhasıl yaşamak için ihtiyacı olan şeylerin büyük çoğunluğunu kendisi ve ailesi üretiyorsa köylüdür.
Köylüler artık domatesi pazardan, ekmeği fırından, sütü,yumurtayı marketten satın alıyor.

Evlilik kurumu
Kadını aşağıyan-sömüren bir kurumdur. Erkeğin egemenliğinin inşasıdır. Evlilikte beyaz gelinliğin anlamı kadının temiz olduğun gösterir yani aşağılamaktır.